Kategoriler
Genel Sağlık

Spor yaparken yaralanmamak için 8 önemli kural!

Kilo vermek, sağlığı güvenliğini sağlamak ya da özel merak bundan dolayı başlanan spor, yararı bulunduğu kadar, şuursuz yapıldığında ciddi yaralanmalara da yol açabiliyor. Bu amaçla uzmanlar, spor yapar iken yaralanmamak amacıyla birtakım kurallara ilgi etmek gerektiğinin altını çiziyor.
Son senelerde insanlarda spor ve egzersiz yapmaya ilginin arttığını bildiren Acıbadem Maslak Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji, Spor Yaralanmaları, Ayak Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Metin Uzun, “Ülkemizde; futbol, basketbol, tenis, yüzme, bisiklet ve koşu en sık oluşturulan sporlar olarak karşımıza çıkmakla birlikte kimi vakit oluşturulan sorunlar yüzünden detaylı yaralanmalarla karşı karşıya kalınmaktadır. Bu amaçla spora başlayacakların kesinlikle ilgi etmeleri gereken kurallar bulunuyor” diyor.

Doç. Dr. Metin Uzun, spor yapar iken yaralanmalara maruz kalmamak amacıyla uyulması gereken 8 kuralı ise şu şekilde anlatıyor:

Mutlaka muayene olun: Spor yapmaya başlamadan evvelce, sıhhat kontrollerinin yapılması şart. Kontroller yapılmadan, aşırı zor olan sporların yapılması sonucunda, sık sık kalp rahatsızları meydana çıkıyor.

Önce ısının: Spora başlamadan evvelce iyice ısınmak, kas boyunu gererek uzatmak şart. Aksi durumda çok sık olarak lif atması denilen kas yırtıkları ile karşılaşabilirsiniz.

Uygun ekipman kullanın: Her spor branşına ideal ekipmanlar kullanın ve gerektiği takdirde bunların ayarlarını gerçeklştirmeyi ihmal etmeyin. Bisiklete biniyorsanız sele-boy ayarını, koşuyorsanız ya da tenis oynuyorsanız ideal ayakkabı ve raket seçimini, kayak yapıyorsanız kask kullanımını, şahsa ideal board ya da kayak takımının boy oranının seçimini yapın.

Aç karnına spor gerçeklştirmeyin: Spor evveli karmaşık karbonhidrat denilen, şekerin kana yavaş karışmasını gerçekleştiren gıdalar tüketin. Aksi durumda spor sırasında kan şekeri düşüyor bu da yaralanma tehlikesini artırıyor.

Spor sırasında kesinlikle su amacıyla: Spor yapanlarda genellikle, spor sırasında alınan sıvının mide şişkinliğine yol açtığı, bunun da sportif kapasiteyi azalttığı kanaati oluyor. Fakat bilimsel çalışmalar tam tersini gösteriyor. Yeterli sıvı kullanımı olmazsa, hem yaralanma riski artıyor, hem de sportif kapasite düşüyor.

Protein tüketin: Spor ardından beslenme amacıyla protein içerikli gıdalar tüketin. Aksi durumda vücutin gereksinimi olan protein gereksinimi, protein deposu olan kaslarımızdan sağlanıyor. Bu da kas gücünü çoğaltmak amacıyla spor yapar iken, kas kayıbına yol açıyor.

Temponuzu yavaş yavaş artırın: Spor yaptıkça vücutde salgılanan detaylı hormonlar yardımıyla daha çok spor yapma talebi meydana çıkıyor. Arada sırada de detaylı müsabakalara hazırlanma aşamasında, hazırlık vakitı kısa bulunduğu vakit süratli yüklenmeler yapılabiliyor. Oysa bu tarz antrenman yüklenmeleri ‘stres kırığı’ denilen yüklenme kırıklarına yol açıyor. Bu amaçla temponuzu yavaş yavaş artırın.

Çevre koşullarına ilgi edin: Daha sıhhatli ortamlarda oluşturulan spor, insanların psikolojisini olumlu yönde etkileyerek, egzersiz yapmanın devamlılığını sağlıyor. Uygun alanlar olmadığı vakit -bakımsız ve sorunlu zeminli halı sahalar ya da beton zeminde koşulması- yaralanma olasılığını artırdığından etraf koşullarına ilgi edin.

KİLO VERMEK İÇİN YAPIYORSANIZ…

İnsanların kimi vakit kilo vermek amacıyla de spor ve egzersiz yapmaya başladıklarını dile getiren Doç. Dr. Metin Uzun, “Kilo vermek amacıyla spor yapanlara tavsiyemiz, kesinlikle diyetisyen ile birlikte gidilmesi olmaktadır. Aç kalarak spor yaptığımızda, düşen kalori ve enerji alımı, daha tez sakatlıklara yol açmaktadır. Uygun beslenenlerde ise, kilo kayıbı olmadığı vakit insanlar sporu bırakmaktadır. Bu kişilerde; takip, kilodan çok, vücut üzerinden yapılmalıdır. Yapılan egzersizler ile yağ yıkımı ve kas yapımı artmaktadır. Bu da daha fit olmamızı sağlamaktadır” şeklinde konuşuyor.

Kategoriler
Genel Kadın Sağlık

Önlenebilen Kanser Türleri: Rahim Ağzı Kanseri

Önlenebilen Kanser Türleri: Rahim Ağzı Kanseri

Rahim ağzı kanserinin, nedeni tamamen aydınlatılmış ve önlenebilen tek kanser olduğunu dile getiren Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Erol Tavmergen, rahim ağzı kanserinin, dünyada kadınlarda meme kanseri ve kalın bağırsak kanserinden sonra üçüncü sıklıkta görüldüğünü, ülkemizde ise onuncu sırada yer aldığını belirtti.

Rahim ağzı kanserinin belirtilerine ve korunma yollarına ilgi çeken Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erol Tavmergen, rahim ağzı kanserinde risk faktörlerini şu şekilde sıraladı:

• Human Papilloma Virus (HPV) enfeksiyonu.
• Erken yaşta (16 yaştan önce) ilk cinsel ilişki.
• Birden çok cinsel partner varlığı.
• Sigara içimi.
• Beslenme alışkanlığı (meyve ve sebzeyi az tüketmek rahim ağzı kanseri tehlineti artırmaktadır).
• Yüksek doğurganlık sayısı.
• Düşük sosyo-ekonomik düzey.
• 5 yıldan daha uzun süreli doğum kontrol hapı kullanımı.

HPV enfeksiyonlarının çoğunluğunun belirtilere ya da hastalığa nhedefiyle olmadığını ve kendi kendisine düzeldiğini altını çizen Dr. Tavmergen, bununla eş güdümlü belirli HPV tipleri (çoğunlukla 16 ve 18) ile devam eden enfeksiyonun, kanser öncesi lezyonlara nhedefiyle olabildiğini söyledi. Tedavi edilmezse, bu lezyonların rahim ağzı kanserine ilerleyebildiğini ancak bu ilerlemenin genellikle uzun yıllar aldığını kaydetti.

BU BELİRTİLERE DİKKAT!

• Düzensiz, adet süreları arasında ya da cinsel ilişkiden sonra anormal vajinal kanama.
• Cinsel ilişki sırasında ağrı.
• Sırt, bacak ya da cinsel organların olduğu bölgede ağrı.
• Yorgunluk, kilo kaybı, iştah kaybı.
• Vajinal rahatsızlık ya da kokulu akıntı.
• Tek bir bacakta şişkinlik.
• İdrar yapar iken ağrı.
Serviks kanserinin önlenebilir ve erken tespitte tamamen tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu altını çizen Prof. Tavmergen, “Rahim ağzı kanseri erken tespit edildiğinde %100 tedavi edilebilir ve bu hastalıktan ölüm tamamen engellenebilir. Düzenli rahim ağzı kanseri taramasından geçen bir kadının rahim ağzı kanserinden ölmeyeceği söylenebilir. Ülkemizde rahim ağzı kanseri taramaları ücretsiz olarak Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezlerinde (KETEM) ve Aile Sağlığı Merkezlerinde (ASM) yapılmaktadır” dedi.

EN RİSKLİ DÖNEM 17-33 YAŞ ARALIĞI

Teorik olarak, hastalık taşımadığı tanınmış tek partnerle eş güdümlü olma halinde riskin ortadan kalktığını dile getiren ve “Ancak bir kişinin HPV taşımadığını (HPV uyku döneminde ise) gösterebilmenin yolu maalesef yok” diyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı, şunları söyledi:

“Cinsel yaşamı aktif kişilerin yüzde 50’sinin hayatlarının bir döneminde HPV ile denk geldiği kabul ediliyor. HPV enfeksiyonu riski en yüksek grup, enfeksiyon cinsel aktiviteye paralellik gösterdiğinden 17-33 yaş grubu. Kadın ya da erkek kondomları riski bir miktar düşürse de, ciltten geçiş açıkta kalan alanlardan da söz hususu olabileceği hedefiyle bulaşmaya tamamen engel olmuyor. Genital siğil yapan HPV türlerine karşı aşılanmak ise korunmaya yardımcı oluyor.

HPV TESPİTİNDE DNA TARAMA YÖNTEMİ

Sağlık Bakanlığınca, kanser saptama miktarları sahip olunan yöntemlere göre çok daha yüksek olan rahim ağzı kanseri tarama yöntemi (HPV-DNA) ile kontrol edilen 1,5 milyon kadının yüzde 3,6’sında yüksek riskli rahim ağzı kanserine yol açan virüs (HPV) saptama edildi. Rahim ağzı kanseri taramaları hedefiyle uzun yıllardır ”smear” yöntemi kullanılıyordu ancak son yıllardaki gelişmeler, rahim ağzı kanseri taramalarında HPV virüsünün DNA’sının taranabileceğini de ortaya koydu. Türkiye, dünyada bu uygulamayı kullanan önder ülkelerden biri oldu. HPV-DNA testlerinde klasik smear ile kıyaslandığında kanser saptama miktarları daha yüksek ve tarama sonucunda kanserin negatif olması halinde ön görü gücü de yüksek. Bilimsel verilere göre, dünyanın en iyi tarama testi.”

ÜREME ÇAĞINDAKİ HASTALARIN DOĞURGANLIĞI KORUNABİLİR

Prof. Dr. Erol Tavmergen, üreme çağındaki rahim ağzı kanseri hastalarında doğurganlığın korunabileceğini ifade ederek bu nhedefiylele yapılan yumurta dondurma işleminin detayları ile alakalı şunları aktardı:

“Kadın yumurtalıklarından, vajinal ultrason sayesinde toplanan yumurtaların, laboratuar ortamında vitrifikasyon yöntemiyle dondurulması olan bu yöntem, yumurtaların uzun yıllar süreınce saklanmasına yardımcı olmaktadır. Radyoterapi, kemoterapi gibi kanser tedavisi uygulayanlar ya da yumurtalıkları alınıp rahmi sağlıklı olan hastalarda bu işlemlerden önce yumurta dondurma yöntemi uygulayarak tedavileri tamamlandığında gebelik elde etme şansı olacaktır.

YUMURTA DONDURMA İŞLEMİNDE NELERE DİKKAT EDİLMELİ?

Yumurta dondurmanın net ve sağlıklı bir şekilde gerçekleştirilebilmesi hedefiyle bu hizmeti veren kurumun, tecrübeli ve teknolojik altyapılarının, güçlü embriyoloji laboratuarlarının olması gerekir. Kurum seçilirken ilgi edilmesi gereken bir başka husus da, merkezde dondurulan yumurtaların uzun yıllar süreınce saklanıp, ilk günki gibi kalabilmesine sağlayacak alt yapının bulunmasıdır. Dondurulmuş yumurtalar hedefiyle herhangi bir bekleme süreı söz hususu değildir. Yumurtalar, gerekli oldukları süre çözdürülüp, hamileliğin gerçekleşmesi hedefiyle kullanılmaktadır. Hatta dondurma işleminin uygulanması sırasında, gruplar halinde uygulama gerçekleştirilerek, farklı dönemlerde hamileliğin gerçekleşmesi hedefiyle kullanılabilir.”

Kategoriler
Genel Sağlık

Tütün kullanımı önlenebilir ölüm nedenleri arasında ilk sırada

Sigaraya en son gelen zamlardan sonra bırakmayı düşünenlerin sayısı bir hayli fazla. Lakin her zamda olduğu gibi gerçekten bırakabilenlerin sayısı çok az. Sağlığınız için siz değerli takipçilerimize özel haberimizi yayınlayarak sigarayı bırakma yolculuğunuza bir destek de biz vermek istedik. Yazımızın devamında haberin detaylarını bulabilirsiniz.

ABD’de Sağlığın Değerlendirilmesi Enstitüsü’nce yürütülen bilimsel incelemeyla 1990’da ölüm niçinleri arasında 4. sırada yer alan tütün tüketiminin, 2017’de yüksek tansiyondan sonra 2. sıraya yükseldiği belirlendi.
ABD’deki Sağlığın Değerlendirilmesi Enstitüsünce oluşturulan bilimsel incelemeyla 1990’da 4. sırada yer alan tütün tüketimine bağlı ölümlerin, 2017’de yüksek tansiyondan sonra 2. sıraya yükseldiği ve mühim risk etkeni olarak belirlendiği meydana konuldu.

Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD) Tütün Kontrolü Çalışma Grubu delegesi Prof. Dr. Nazmi Bilir, tütün ürünlerinin tüketimi ile tütün dumanına maruziyetin hastalık gelişimi ve ölüm riski üzerindeki tesirsine yönelik bilimsel çalışmalar yürütüldüğünü söyledi.

Tütün tüketiminin başta kanser ile kalp ve solunum hastalıkları olmak üzere obezite, yüksek tansiyon, metabolik sendrom, bağırsak hastalıkları gibi detaylı sıhhat problemlerine niçin olduğu, ilaveten astım gibi hastalıklarda atak tehlikesini artırdığının bilimsel çalışmalarla meydana konulduğunu hatırlatan Bilir, tütün dumanına pasif maruziyetin de hastalık gelişiminde mühim mühim bir etken olduğunu vurguladı.

Bilir, tütün tüketiminin bir alışkanlık olduğunu ve gerektiğinde bilimsel destek alınarak bırakılabildiğini hatırlattı.

Tütün tüketimi ve tütün dumanına pasif maruziyetin ortadan kaldırılmasını takiben, bedenin vakit içerisinde süratle kendini toparlamaya ve hücrelerin yenilenmeye başladığını izah eden Bilir, alışkanlıktan uzaklaşıldığında önlenebilir hastalık tehlikesinin de büyük ölçüde azaldığının altını çizdi.

“TÜTÜN KULLANIMI 2017’DE ERKEKLERDE EN SIK ÖLÜM NEDENİ”

Prof. Dr. Bilir, ABD’de Sağlığın Değerlendirilmesi Enstitüsü (Institute of Health Metrics and Evaluation) tarafından, ölüm niçinleri ve buna tesir eden etkenler üstüne bilimsel inceleme yapıldığını söyledi.

Sonuçları uluslararası ölçekli Lancet dergisinde yayımlanan incelemenın, dünya çapında 195 ülkede 1990-2017 senelerinde meydana gelen ölümleri kapsadığını izah eden Bilir, “Ölümlerin, davranış özellikleri, bölgesel etkenler, metabolik tehlikeler gibi 84 risk etkeni ile temasının incelendiği incelemeda, tütün tüketiminin önlenebilir davranış etkenleri arasında ölüm sebebi olarak ilk sırada yer aldığı meydana konuldu” dedi.

Bilir, tütün tüketiminin neticelerına dair sansasyonel neticeler elde edildiğine ilgi çekerek, şunları kaydetti:

“Araştırmada, ölüm niçinleri arasında 1990 senesinde 4. sırada yer alan tütün tüketimi, 2017 senesinde 2. sıradaki ölüm sebebi durumundadır. Dünya çapında 195 ülkede 1990-2017 yılları arasında meydana gelen ölüm niçinleri arasında hipertansiyon ilk sırada, tütün tüketimi da ikinci sıradadır.

Önlenebilir ölüm niçinleri olarak bakıldığında ise tütün tüketimi en sık görülen ölüm sebebidir. Erkeklerde tütün tüketimi 2017 senesinde en sık ölüm sebebi olarak gösterildi ve en çok iş göremezliğe niçin olan etken olarak belirtildi.”

“TÜTÜN KULLANIMINA BAĞLI ÖLÜMLER YÜZDE 11,2 ORANINDA ARTTI”

Tütün tüketiminin 2017’de 7 milyon 100 bin bireyin ölümünden mesul olduğunu ifade eden Bilir, buna bağlı ölümlerin 2007 ila 2017 arasında yüzde 11,2 oranında arttığını söyledi.

Bilir, şu şekilde devam etti:

“Bu ölümlerin üçte ikisinden çoğu (yüzde 69,4) dört hastalık sebebiyle oldu. Bunlar içerisinde 1 milyon 620 bin şahıs kalp hastalığı, 1 milyon 230 bin şahıs KOAH, 1 milyon 190 bin şahıs akciğer kanseri ve 887 bin şahıs de inme sebebi ile yaşamını yitirdi. Sigara dumanından pasif tesirlenim neticesi ise 2017 senesinde 1 milyon 220 bin şahıs hayatını kaybetti. Bu ölümlerin başlıca niçinleri 382 bin ölümle kalp hastalığı, 266 bin ölümle KOAH, 179 bin ölümle alt solunum yolları enfeksiyonu olmuştur. Sigara dumanından pasif tesirlenim neticesi meydana gelen ölümler 2007 ile 2017 yılları arasında ise yüzde 10,2 oranında arttı.”

Prof. Dr. Bilir, tütün tüketiminin önlenebilir ölüm niçinleri arasında en mühim etken olduğunu vurgulayarak, süre kaybetmeden tütün tüketiminin bırakılması ve dumana maruziyetten kaçınılması gerektiğine işaret etti.

Kategoriler
Genel Kadın

Sosyal Medya İlişkileri Tehdit Ediyor!

Gün geçtikçe daha geniş kitlelere sunulan sosyal medya tüketimi, doğru yönetilmediği takdirde ruhsal hastalıklardan, ailelerin dağılmasına kadar çoğu probleme yol açıyor. Kendini yalnız hisseden bireylerin sosyal destek amacıyla bu mecralara yönelmesi, gerçek yaşamdaki ilişkilerinin daha da kötüye gitmesine namacıyla oluyor. Uzman Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, aşırı sosyal medya tüketiminin yaratacağı problemleri ve çözüm yollarını anlattı.

Günümüzde bundan sonra çoğu şahıs arkadaşlarıyla görüşmek, arkadaşlarının fotoğraflarına ve iletilerine bakmak, mesaj göndermek ve almak, eğlenmek, boş süresini değerlendirmek, bilgiye erişmek, gündemi takip etmek gibi hedeflerla sosyal ağları kullanıyor. Sosyal ağlar, boş vakitleri değerlendirme, eğlence, sohbet, bilgi alışverişinde bulunma, gündemi takip etme gibi hedefler amacıyla yegâne vasıta haluna gelmiş halda. Tıpkı televizyon, bilgisayar gibi sosyal medya ve sosyal ağlar da bireyin bütün ilgi ve ilgisini kendi üstünde toplayarak aile içersinde etkileşimi ve eşlerin birbiriyle paylaşımını azaltan bir neden ve şahısde alışkanlık oluşturma bilhassari var.

Sosyal medyanın aşırı tüketimi duygu hal bozukluğuna yol açıyor

Alkol-madde bağımlılığı gibi, internet ve sosyal medyanın aşırı ve sıksık tüketimi neticesinde ilerleyen alışkanlıklar detaylı uyum problemlerinin yanı sıra duygu hal bozuklukları, algı bozuklukluları gibi sorunlara kadar varabilmektedir. Bağımlılık geliştiğinde tıpkı madde bağımlısı bireylerde bulunduğu gibi tolerans gelişir, giderek kullanım dozu artar, ulaşılamadığında yoksunluk hissedilir, şahıs gergin ve kızgın olur, bağımlı bulunduğu nesneyi sıksık arama davranışı amacıylae girer. Bu amaçla teknolojinin, bilhassa de sosyal medyanın bu boyuttaki tüketimi aile içersinde beraber geçirilen süreyi olumsuz etkiliyor ve eşler arasındaki paylaşımı giderek azaltıyor, evlilik ve aile hayatına zarar veriyor.

Günde ortalama 3 saat, sosyal medyada geçiyor

Yapılan incelemeler kullanıcıların günde ortalama 1-3 saat arasında bu sosyal ağlarda vakit harcadıklarını söylüyor. Bu da demektir ki eş ve çocuklarla ailece etkileşime ayrılması gereken süreden her gün bu kadar vakit eksiliyor. Ebeveynlerin işi, yükümlülükleri ve çocukların okuldaki vakitleri dışında akşamları ailece bir arada olunması gereken vakitdan, hele de büyük bir kentte yaşıyorsanız eve ulaşım amacıyla harcanan süreleri de düşerseniz bu çok ciddi bir vakit dilimi.

Eşler arasındaki itimati sarsıyor

Sosyal ağların bireyin kendisine, aile ve evlilik hayatına zararı yalnızca ayrılan süreyi çalması ile sınırlı değil. Sanal ortamda başlayan dostluklar süratli bir şekilde ilerleyebiliyor, neticesinde istenmeyen hallerle karşılaşma, istismara uğrama, evlilik dışı ilişkilerin yaşanması ile evlilik ilişkisinde itimat bozukluğu yaşanıyor.

Sosyal medyanın aşırı tüketiminin yol açacağı haller ve yapılması gerekenler:

  • Eşler arasında açık bir etkileşim yoksa itimat ortamı oluşturulamaz.
  • Eşiniz sosyal ilişkilerini sizden saklı yürütüyorsa bunun esasında birtakım çatışma ve uzlaşmazlıklarınız olabilir.
  • Eşinizle açık etkileşim içersinde olmalısınız. Eşler arasında açık bir etkileşim yoksa ve baskı ve kısıtlamalar varsa itimat ortamı oluşturulamaz.
  • Güvensizlikle ya da suçlayıcı ve kısıtlayıcı yaklaşımlar onun kendini daha çok kapatmasına ve temasta uzaklaşmaya namacıyla olur.
  • İlgi ve ilgisinizi eşinizi takip etmektense kendinizi iyi ve kuvvetli hissettirecek uğraşlara çevirmelisiniz.
  • Eşinizle ilişkinizde dostluk namacıylaini geliştirmeye, ortak paylaşımları ve beraber hoşça vakit geçirecek ortak aktiviteleri artırmaya çalışmalısınız.
Kategoriler
Genel

Yerli ilaç üretimini ve eşdeğer ilacı destekliyoruz

İlaçta dışa bağımlılığın Türkiye’nin kaderi olmaması gerekliliğini söyleyen, yerel ilaç politikalarının bir an evvelce yaşama geçirilmesinin önemine değinen Türk Eczacıları Birliği (TEB) Başkanı Erdoğan Çolak, “Bizler TEB olarak yerli ilaç üretimini ve eşdeğer ilacı destekliyoruz” dedi.

Türk Eczacıları Birliği (TEB) Başkanı Erdoğan Çolak, Ankara’da 2018’de sıhhat, ilaç ve eczacılık bölümünde yaşanan gelişmelerin değerlendirildiği bir basın toplantısı düzenledi.

Sıhhem de cepten harcamaların arttığını, çoğu ilacın piyasada bulunmadığını, sağlığa ayrılan bütçenin yetersiz olduğunu savunan ve Sıhhat Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunca, yardımcı eczacılık ile alakalı temelleri sahibi olan kılavuzun yayımladığını hatırlatan Çolak, şunları söyledi:

“Kılavuzun yayınlanmasını, yardımcı eczacılığa dair soru işaretlerini gidermek ve geleceğe yönelik yol haritası meydana getirmek yönünden mühim bir ismim olarak nitelendiriyoruz. Fakat kılavuzun bu denli geç yayınlanması, mühim mağduriyetlere yol açmıştır. Bu mağduriyetlerin giderilmesi ve istihdam teşviklerinin sağlanması adına sıhhat otoritesinden ismimlar bekliyoruz. ”

“YENİ ECZACILIK FAKÜLTESİ KURULMAMALI”

Eczacılık fakültelerinin plansız şekilde açıldığını öne süren Çolak, mesleğin kalıcılığı amacıyla yeni fakültelerin kurulmaması gerekliliğini ifade etti. Eczacılık mesleğinin kalitesini kaybetmemesi amacıyla birtakım önlemler alınmasını isteyen TEB Başkanı, “Eczacılık fakültelerine girişte bir taban puanın kesinlikle uygulanması gerekiyor. Öğretim elemanı yetersiz fakültelerin açılmaması, hem de kapatılması ya da bunların endüstri ve üniversite iş birliğiyle birer inceleme ve geliştirme merkezine dönüştürülmesi gerektiğine inanıyoruz. Çünkü bizler sıhhat bölümünde çalışıyoruz. Eczacılık mesleğinin bir sıkıntısı olarak bakmak hatalı olabilir. Bu gençler ülkemizin geleceğidir. Bu problem da hepimizin sıkıntısıdur” dedi.

“ULUSAL İLAÇ POLİTİKALARI BİR AN ÖNCE HAYATA GEÇİRİLMELİ”

Çolak, son bir ay amacıylade 144 ilacın piyasada bulunmadığını ifade ederek, kur düzenlenmesinin senede bir kez yerine belirli periyotlarla yapılarak, ilaç fiyatlarına yansıtılmasını istedi.

Yerli ilaç üretimini desteklerini bildiren Çolak, “İlaç konusu ile alakalı dışa alışkanlık Türkiye’nin kaderi olmamalı. İlacın çok mühim vazgeçilmez ve stratejik bir ürün olduğunu biliyoruz. Bunu da daimi hatırlatmaya çalışıyoruz. Bizler TEB olarak yerli ilaç üretimini ve eşdeğer ilacı destekliyoruz. Ulusal ilaç politikalarının bir an evvelce yaşama geçirilmesi mühimdir. Bu hususta TEB olarak elimizi her vakit taşın altına koyduk ve koymaya da devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Kategoriler
Genel Sağlık

Kemoterapinin yan etkilerini azaltabilecek cihaz

Kanser tedavisinde sarfedilen kimyasalların yan tesirlerini mühim ölçüde azaltabilecek bir aygıt geliştirildi. Cihazın bilhassa kemoterapinin en can sıkan yan etkisi olan bulantı ve saç dökülmesini önleyebileceği belirtiliyor. Hayvanlar üstündeki deneylerin başarılı netice verilen aygıtın insan deneylerine ise şimdilik başlanmadı.

Kemoterapinin yan tesirlerini azaltma konusu ile ilgili umut veren aygıtın, damara yerleştirilen süngerimsi emici bir özellik taşıdığı, kimyasalların yan tesirlerini mühim ölçüde azaltılabileceğini gösteren deneyler yapıldığı belirtildi.

BBC’de yar alan habere göre; ACS Central Science isimli bilimsel yayında yer verilen neticelar, kemoterapinin bulantı ve saç dökülmesi gibi yan tesirlerinin giderilmesi tarafında umut verici görülüyor.

İNSAN DENEYLERİ 2 YIL İÇİNDE BAŞLAYABİLİR

Araştırmacılar, şimdiye dek yalnızca domuzlar üstünde denenen yöntemin insanlara yapılacağı yeni testler gerçekleştirmek istiyor.

California Üniversitesi’nden Dr. Nitash Balsara, bu deneylerin iki sene içerisinde başlayabileceğini söylüyor.

NASIL UYGULANIYOR?

Tüp şeklindeki süngerimsi emici aygıt üç ebatlı yazıcılarda basıldığı amacıyla her hastanın ihtiyacına uyarlanabilecek. Cihazın ortasında yer alan özel bir katman kemoterapi ilaçlarını emerken, delikli yapısı yardımıyla normal kan akışı da engellenmemiş oluyor.

Domuzlarda oluşturulan deneylerde, ‘doxorubicin’ isimli kemoterapi ilacının yüzde 64’ünün dolaşımdan temizlendiği görüldü. Cihaz kemoterapi esnasında yerleştirilip ardından çıkarılıyor ve yeni kemoterapide yeni bir aygıt yerleştirmek gerekiyor.

Dr. Balsara, ilaçların yarısının bile emilmesinin hasta üstündeki olumsuz etkisin büyük ölçüde azalmasını sağlayacağını söylüyor.

“İNSANLARA UYGULAMADAN ÖNCE GÜVENLİ OLDUĞUNDAN EMİN OLMALIYIZ”

İngiltere Kanser Araştırmaları Vakfı’nda Prof. Dr. Steve Rannard ise bu araştırmayı “kemoterapinin yan tesirlerini azaltmada heyecan verici yeni bir yaklaşım” olarak görüyor ve şu şekilde konuşuyor:

“Kemoterapi, yaşam kurtaran mühim bir tedavi, fakat kanserli dokuların yanı sıra sıhhatli dokular üstünde de yan etkide bulunuyor. Bu araştırma, kandaki çok ilacın temizlenebileceğini gösterdiği amacıyla bu meseleye etkili bir çözüm getirebilir. Bu yöntemi insanlara uygulamaya başlamadan evvelce güvenilir olmasından emin olmalıyız.”

Kategoriler
Genel Gündem Teknoloji

Mate X’in sevilen özelliği P30 serisinde olmayacak!

Huawei’nin MWC 2019’a damgasını vuran katlanabilir ekranlı akıllı telefonu Huawei Mate X, 55W SuperCharge özelliği ile de ilgi çekmişti. Fakat meydana çıkan verilere göre maalesef bu özellik henüz Mate X modeline özel.

Katlanabilir Huawei Mate X tanıtıldı! Katlanabilir Huawei Mate X tanıtıldı!
Katlanabilir ekranlı Huawei Mate X MWC 2019 kapsamında düzenlenen etkinlikle tanıtıldı. İşte bütün gözleri üstüne toplayan, katlanabilir ekranlı Huawei Mate X özellikleri ve fiyatı!

Huawei 55W SuperCharge P30 serisinde yer almayacak!
Huawei’nin MWC 2019 kapsamında resmiyet kazandırdığı katlanabilir ekranlı akıllı telefonu Mate X bütün gözleri üstüne topladı. Dışarıda yer alan ekranı çerçevesiz ve çentiksiz tasarımıyla son derece şık dururken donanımsal doğrultuda da Mate X son derece iddialı.

Huawei’nin ilerlettiği Kirin 980 işlemcinin kullanıldığı akıllı telefonda ilaveten Balong 5000 5G modem yer alıyor. Akıllı telefon sektöründe son zaman en büyük yarışın yaşandığı başka bir alan olan şarj konusu ile ilgili da Huawei gene devrim sayılabilecek bir özelliğin altına imzasını attı.

Mate X’in 4500 mAh kapasiteli devasa bataryayı şarj etmek amacıyla gereken kuvveti 55W SuperCharge ismini verilen sistemle gerçekleştiren Huawei, bu sayede yalnızca 30 dakikada yüzde 85 doluluğa ulaşabiliyor. Fakat meydana çıkan yeni verilere göre markanın çok yakında tanıtacağı yeni amiral gemi serisi P30’da maalesef bu özellik yer almayacak.

Bunun yerine gene olabildiğince süratli bir şarj olanağı sağlayacak olan 40W SuperCharge ile istikbal olan Huawei P30 ailesi, Mate 20 Pro‘da da yer alan bu sistem yardımıyla gene 30 dakikada yüzde 75 orantısında şarj olanağı sunuyor.

26 Mart tarihinde resmiyete kavuşacak olan Huawei P30 ailesi, bakalım bize neler sunacak?

Kategoriler
Genel Sağlık

Soğuk havada sıcak basıyorsa dikkat! (Her ateş soğuk algınlığı belirtisi değil!)

Sıcaklık değerlerindeki değişkenlik tiroit bezlerini de tesirliyor. Esasında ‘havadandır’ diye geçiştirilen sıcak basması, üşüme, kas ağrısı ya da depresyon bulguları tiroit hastalıklarının işareti olabiliyor.

Ülkemizde insanların sıhhat konusu ile ilgili yaptığı en büyük hata, kendi kendisine tespit koymak ve başkalarının tavsiyeleriyle ilaç kullanmak! Yani sıcak basıyorsa, kaslarınız ağrıyorsa ve halsizseniz soğuk algınlığı ilacı almadan evvelce bir doktora başvurun. Aynı şekilde sinirli, isteksiz, tahammülsüz ve iştahsız hissediyorsanız, belki de ruhsal bir hastalık yerine tiroit bezi rahatsızlığınız olabilir. Tiroidin çok ya da az çalışması bu örnekleri çoğaltabilir. Medical Park Ankara Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Eksperi Doç. Dr. Ethem Turgay Cerit, tiroit hastalıkları ile ilgili bilgi sunarak şu uyarılarda bulundu:

METABOLİZMAMIZI O YÖNETİYOR

“Tiroit, bir hastalık ismi değildir. Tiroit bezi; herkeste bulunan, boynun ön alanında ‘adem elması’ denen çıkıntının anında altında yer alan ve aşağı yukarı 15-20 gram ağırlığında kelebek şeklinde bir organdır. En mühim vazifiyeti tiroit hormonu üretimidir ve bu da bedende fazlası metabolik aktivitenin düzgün uygulanabilmesi amacıyla gereklidir. Tiroit hormonlarının dengesiz üretimini başka organ ve sistemlerin çalışmasını olumsuz tesirleyebilir. Tiroit bezinin ne sebeple olursa olsun her türlü büyümesine ‘guatr’ denir. Tiroit bezi fonksiyon bozukluğuna yol açan hastalıklar ikiye ayrılır:

Tiroit bezinin az çalışması (hipotiroidi): En sık gerekçesi iyot eksikliği ve süreğen otoimmün tiroidit olan Hashimoto hastalığı.

Belirtileri: Halsizlik, yorgunluk, cilt kuruluğu, kilo alma, soğuğa tahammülsüzlük, hafıza problemleri, adet düzensizliği, depresyon bulguları (isteksizlik, mutsuzluk), kas ve kemiklerde ağrı, saçlarda kuruma ve dökülme, kısırlık…

Tiroit bezinin çok çalışması (hipertiroidi): En sık iki gerekçesinden biri toksik nodüler guatr, öteki ise toksik diffüz guatr diye tanımladığımız süreğen otoimmün bir tiroit hastalığı olan Graves hastalığıdır.

Belirtileri: Çarpıntı, terleme, adet düzensizliği, sinirlilik-saldırganlık, huzursuzluk, sıcağa tahammülsüzlük kilo kayıbı (iştahın iyi olmasına karşın zayıflama), kısırlık, saçlarda incelme, kırılma ve dökülme, ishal.

HANGİ DURUMDA AMELİYAT GEREKİR?

Tanıda eksper doktor doğrultusunda oluşturulan fizik muayene, tiroit bezinin ultrasonografik değerlendirilmesi ve kanda tiroit hormonu ve tiroit otoantikorları seviyelerine bakılması ve gereken hallerde tiroit sintigrafisi ve tiroit nodüllerine yönelik ince iğne aspirasyon biyopsisi işlemlerinden yararlanılır.

‘Biyopsi neticesi iyi huylu çıkan bir nodülün ne sık sık takip edilmesi gerektiği’ de mühim bir konudur. Genel olarak 6 ay Aralıklarla fizik muayene kan testleri ve tiroit ultrasonografi takibi yeterlidir. Aşağıdaki hallerde ise ameliyat ile nodülün alınması alternatifi düşünülmelidir:

Tiroit bezindeki nodüllere oluşturulan biyopsi neticesi kanser şüphesi varsa,
Tiroit bezinin kendisi ya da tiroit bezindeki nodül iyi huylu da olsa, çok büyük olup hastada bası bulgusu yaratıyorsa,
Tiroit bezinde aşırı hormon üretimi ilaçlarla denetim altına alınamıyor ya da hastada ilaçlara karşı yan tesir nedeniyle ilaç tüketimi sakıncalıysa.

SOFRANIZDA YUMURTA VE SÜT OLSUN, EKMEĞİ AZALTIN!

Tiroit hastalarının kesinlikle yeterli civarda iyot tüketmeleri gerekir. Yumurta, süt, yeşil yapraklı sebzeler, deniz ürünleri, meyvelerden de kızılcık; C vitamini, K vitamini ve lif içeriği ile sağlığınıza yarar sağlarken iyot içeriği zengindir. Hipotiroidi ile eş güdümlü fazlası vakit kanda insülin hormonu da yüksek olabilir. Bu halde beyaz ekmek, şeker, makarna, patates, tatlı gibi besinlerden uzak durmak gerekir. Hem de guatr hastalığına sebep bulunduğu fikir edinilen karalahana, şalgam suyu ve soya fasulyesi gibi yiyecekler de tavsiye edilmez.”

Kategoriler
Genel Sağlık

Bebeğiniz düştüyse bu 10 belirtiye dikkat!

Yeni anne-babalar bebeklerini kucaklarına alırken bile tedirginlik yaşayabiliyor. Bu kaygı kaynaklarının başında ise çocuklarının düşmesi ve başını bir yere çarpması olsılığı geliyor.

Bebeğin başsına aldığı darbenin tehlikeli olma olsılığıni dile getiren Memorial Hizmet Hastanesi Çocuk Sihhati ve Hastalıkları Eksperi Dr. Muhammet Ali Varkal, anne-babaların bu tür hallerde panik yapmadan düşen bebeklerini bir vakit ilgiyle izlemelerinin ve en ufak bir değişiklikte hekime başvurmalarının hayati ehemmiyet taşıdığını belirtti.

Bebeklerde en sık görülen kazaların başında mama sandalyeleri, beşik, kucak, koltuk ve kanepe gibi yerlerden baş üstü düşmelerin yer aldığını, daha büyük çocuklarda ise bu tür kazaların oyun parkları, kreş ve okullarda ortaya yaklaştığını dile getiren Varkal, “Bu tür düşmelerde ilk 24 saat çok mühimdir. Düşen bebek ya da çocuk en az 2 saat uyutulmadan gözetim altında tutulmalıdır. Herhangi bir yaralanma, kanama, bilinç kayıbı ya da havale varsa anında sıhhat ekiplerini arayarak şunları yapın;
Havale ya da kusma varsa çocuğunuzun boynunu düz tutarak yan yatırın.
Kanama varsa gazlı bez ya da temiz bir havlu ile üzerine baskı uygulayın.
Ambulansın gelmesini bekleyin” dedi ve uyarılarına şu şekilde devam etti:

BU BULGULAR VARSA MUTLAKA DOKTORA BAŞVURUN!

“Aşağıdaki açıklananden biri bebekte görülmüyorsa, bebeğin bedeni yaralanmalar yönünden denetim edilmelidir. Çocukta rahatsız edecek bir bilgi yoksa hastaneye gitmeye lüzum kalmayabilir ancak birtakım haller yönünden çocuğun gözlemlenmesi lüzummektedir. Tehlikeli olabilecek açıklanan şu şekilde sıralanabilir:

Küçük bebeklerde anlamsız ve uzun vakitn ağlama varsa, bebek bir türlü sakinleştirilemiyorsa,
Bıngıldağında şişlik, bombelik oluşmuşsa,
Uykuya meyil varsa, her vaktinden daha uzun vakit uyuyorsa ya da onu uyandırmakta zorlanıyorsanız,
Göz bebeği boyutları eşit değilse,
Tekrarlayan kusma oluyorsa,
Burun ya da kulaktan kan, sarı-beyaz renkli sıvı geliyorsa,
Şiddetli ve tiz sesle ağlama varsa,
Yürüyebilen çocuklarda dengesiz yürüme, kol ve bacaklarda güç kayıbı varsa,
Işığa ve sese duyarlılık varsa,
Gözlerde kayma, el ve kollarda istemsiz atımlar gibi havale belirtileri varsa vakit kaybetmeden ekspere başvurulmalıdır.

BEBEĞİNİZİ YATAĞINDA UYUTUN!

Annelerin fazlası bebeklerini daha rahat emzirebilmek amacıyla yanlarında yatırmaktadır. Fakat bebekler büyüdükçe hareketlenmeleri artacağı amacıyla düşme riskleri de artmaktadır. Bu düşmelerin fazlası ciddi bir yaralanmaya namacıyla olmamaktadır. Fakat baş üzerine düşme mühim neticeler doğurabilmektedir. Bu amaçla bebeği kendi yatağında uyutmak beklenmedik düşmeleri önleyecektir. Hem de bebeklerin kendi yataklarında uyuması onların uyku eğitimlerine de mühim bir katkı sağlamaktadır.

KAZALARA KARŞI ÖNLEM ALIN!

Evde alacağınız kolay önlemler bebeğinizin sağlığını korurken, sizin de kaygılarınızı azaltacaktır. Bu önlemler şu şekilde sıralanabilir:

Bebeğin yatağının bariyerlerini aşarak düşmesi şansına karşı, yatağın altındaki kısımlara minder tipi yumUşak malzemeler koyarak yatak çevresini güvenilir duruma getirin.
Bebeğinizi emekleme dehemmiyetinde uzun vakit tek başına bırakmayın.
Pencerelere bebek kilidi yapın, üzerine çıkabileceği eşyaları sabitleyin.
Bebeğinizi balkon ve merdivenlerden uzak tutun.
Mobilyaların sivri olan köşelerini plastik köşe koruyucular ile kapatın.
Yüksekte tespit edilen eşyaların kablo ve iplerini bebeğinizin ulaşamayacağı şekilde ayarlayın, aksi durumda çekip üzerine düşürebilir.”

Kategoriler
Genel Sağlık

“Yağ enjeksiyonu ile yılların izini silmek mümkün”

Yaşlanma etkisini azaltmak ve cilde canlılık sağlamak suretiyle, yüz bölgesinde meydana gelen çökme ve hacim kayıbı amacıyla minör cerrahi uygulamalardan biri olan yağ enjeksiyonu, senesinin izini silmek isteyenlerin seçimleri arasında.

Yaşlanma, kilo alıp verme süreçleri, doku kayıbı ile giden birtakım hastalıklar, gerilimli hayat koşulları, beslenme bozuklukları ve bölgesel faktörler şahıslar üstünde yüz ve beden bölgesinde, ciltte sarkıklıklara, kırışıklıklara ve dokularda hacim kayıbına yol açabiliyor.
Sağlıklı beslenme, derli toplu spor ve şahsi bakıma ehemmiyet verme ile bu süreçler bireylerin kalıtsal özelliklerine bağlı olarak yavaşlatılabiliyor. Fakat her bireyde bu olası olmayabiliyor.

Yaşlanmayı geciktirmek, daha genç, sıhhatli ve güzel görünmek isteyen şahıslar, çoğu estetik tekniği deniyor. Fakat her tekniğin, her yaşa ve her hale makul olmadığı, makul prosedür ya da estetik girişimlerin; bireylerin sahip olunan sıhhat halleri gözetilerek, gereksinimleri tarafında profesyonelce seçilmesi gerektiği unutulmamalı.

Otolog yağ greftinin (yağ enjeksiyonu), plastik cerrahinin hem estetik alanda gençlik ve güzelliği güvenliğini sağlamak amacıyla; hem de doku kayıpları hallerinde rekonstrüktif (yeniden onarım) suretiyle sıkça kullandığı minör cerrahi uygulamalardan bir tanesi olduğunu bildiren Çevre Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrah Op. Dr. Derya Bingöl, hacim kazandırmak suretiyle yapılan yağ enjeksiyonu prosedürinin aynı vakitte cildi gençleştiren ve cilde canlılık kazandıran bir tür kök hücre gibi davrandığına ilgi çekti.

“YAĞ GREFTİ UYGULAMALARI YÜZ BÖLGESİYLE SINIRLI DEĞİL”

Yağ hücresi kaynaklı kök hücrelerin bilimsel kaynaklara girmesiyle eş güdümlü bireylerin kendi bedenlarından alınarak aktarım edilen yağ dokusunun bundan sonra dermal dolgu şeklinde cilt gençleştirmede yer aldığına ve estetik cerrahide sıkça kullanıldığına değinen ve yağ enjeksiyonuyla senesinin izini silmenin olası olduğunu açıklayan Dr. Bingöl, şunları söyledi:

“Yağ enjeksiyonu; yüz bölgesinde oluşmuş olan çökme ve hacim kayıbı halleri amacıyla en makul minör cerrahi uygulamalardan biridir. Çünkü yağ hücresi bir tür kök hücre gibi davranır ve cildi yenileyici ve gençleştirici bileşenler içerir. Göbek, kalça ya da bacaklardan alınan yağ dokusu hazırlanarak gereksinime göre; yüze enjekte edilebilir ve böylelikle yüz gençleştirmede kullanılabilir. Kişinin kendi vücudundan alınıyor olması, geneleyen uygulamalar ile prosedürin kalıcı olması tekniğin en mühim avantajlarıdır. Hem de yüzde aniden çok bölgeye dolgu gereksinimi olan hallerde gene tercih edilebilir. Bu prosedür tercihen ameliyathane şartlarında uygulanır. Genellikle lokal anestezi ve sedasyon altında; göbek, bacak içi, kalça gibi bölgelerde çok olan ve çıkıntıya namacıyla olan yağ liposuction tekniği ile alınmaktadır. Hem de yüz germe ve göz kapak ameliyatı gibi başka ameliyatlarla da toplu olarak uygulandığında estetik neticesi güzelleştirmektedir. Yağ grefti uygulamaları, yalnızca yüz bölgesinde değil, hacim sağlamak suretiyle, gereksinime göre; meme büyütmede ve kalça dikleştirmede de kullanılmaktadır.”

Kategoriler
Genel Gündem Teknoloji

Galaxy S8 Android Pie güncellemesi Türkiye’de!

Samsung Galaxy S8+ ve Galaxy S8 Plus amacıyla Android Pie güncellemesini bekleyenler amacıyla müjdeli haber bu sabah saatlerinde geldi. Galaxy S8 Android Pie güncellemesi ülkemizde de dağıtılmaya başlandı.

Galaxy Note 10 modelinden ilk detaylar geldi! Galaxy Note 10 modelinden ilk detaylar geldi!
Samsung Galaxy Note 10 modelinden ilk detaylar gelmeye başladı. Şirkete yakın kaynaklarca elde edilen bulgular doğrultusunda, Galaxy Note 10 kamera özellikleri meydana çıktı!

Türkiye amacıyla Galaxy S8 Android Pie güncellemesi yayınlandı!
Geçtiğimiz haftalarda belli başlı bölgelerdeki kullanıcılar amacıyla yayınlanan Galaxy S8 Android Pie güncellemesi uzun bir süre sonra Türkiye’deki kullananlara da dağıtıldı.

Galaxy S8 Android Pie Türkiye
Yaklaşık olarak 1.6 GB boyutundaki Android 9.0 Pie güncellemesiyle merakla beklenilen One UI arayüzü de kullananlara sunuldu. Bunun haricinde çoğu yeni özellik ve geliştirmeye ev sahipliği yapan Galaxy S8 Android Pie güncellemesi ile tabiri caizse kullanıcıları bambaşka bir akıllı telefon tecrübesi bekliyor.

Android Pie güncellemesini, telefonunuzun program güncellemesi menüsünden denetim ederek rahatlıkla yükleyebilirsiniz. 1610,50 MB boyutunda olan Pie güncellemesi, bu işlemin anında sonrası telefonunuza yüklenmeye başlayacak. Peki, güncellemeyle birlikte kullananlara sunulacak olan, One UI arayüzüyle bizleri ne gibi yenilikler bekliyor. Gelin, kısaca bahsedelim.

Samsung One UI arayüzü neler sunuyor?
Android 9.0 tabanlı One UI güncellemesi ile birlikte çoğu yeni özelliği kullananlara sunacak olan Samsung, bambaşka bir kullanıcı tecrübesi yaşatmayı vaat ediyor.

Yeni arayüz ile eş güdümlü manzarası daha yalın ele getiren Samsung, tek elle tüketimi kolaylaştırmayı amaçlıyor.

Android’e gelen katlanabilir telefon desteği, Samsung’un yeni arayüzünde de destekleniyor. Samsung, 2019 senesi amacıylade katlanabilir telefon modelleriyle karşımızda olacak. Yeni arayüz bu modellerde de kullanılıyor.

Ayrıca yeni arayüzde karanlık / gece ilişkiyi da bulunuyor. Bununla birlikte simgelerin de tekrardan tasarlandığı, arayüzde yuvarlak köşeli hatların ilgi çektiğini söyleyebiliriz. Simgelerle birlikte fontlar da yenileniyor. Söz hususu One UI arayüzü ile alakalı çeşitli verileri buraya tıklayarak öğrenebilirsiniz.

Kategoriler
Genel Gündem Teknoloji

Apple Türkiye indirim hazırlığında!

Hatırlarsanız Apple’ın CEO’su Tim Cook, bundan bir ay kadar evvelce Türkiye başta olmak üzere birtakım ülkelerde ulusal fiyatlandırmalarda iyileştirmeler yapacaklarını açıklamıştı. Bugün ise, Tim Cook’un açıklamasına paralel olarak, teknik servis fiyatları üstünde sürpriz bir düzenlemeye giden Apple Türkiye indirim amacıyla ilk sinyalleri verdi.

iOS 12 kullanım seviyesi ile rekora koşuyor! iOS 12 kullanım seviyesi ile rekora koşuyor!
Apple’ın geçtiğimiz Eylül ayında yayınladığı iOS 12 sürümü resmen rekora koşuyor. İşte Şubat 2019 itibariyle iOS 12 kullanım oranları!

Apple Türkiye indirim hazırlığında!
Geçtiğimiz aylarda yapmış bulunduğu açıklamalarla genel anlamda bir indirim sinyali veren Tim Cook, Türkiye başta olmak üzere Dolar ve başka para birimlerine karşı değer kaybeden ulusal para birimlerine sahip ülkeler amacıyla, Apple’ın yeni bir ulusal fiyatlandırma stratejisi izleyeceğini belirtmişti.

Bu nedenle bugün teknik servis fiyatlarını düşüren Apple Türkiye, çok yakın bir vakit amacıylade iPhone, iPad, Apple Watch, AirPods, Mac modellerinde indirime gitmeye hazırlanıyor.

Apple Türkiye indirim
Söz hususu bu indirim amacıyla net bir tarih bilinmiyor. Ancak, bahsi geçtiğimiz indirimin Apple’ın Mart ayından düzenleyeceği faaliyet ardından Apple Store’u yeni mamüller ile güncelleyeceği sırada gerçekleşeceği ön görülüyor.

Tabi, teknoloji devini bu tür bir indirime gitmesini gerçekleştiren en mühim faktör ise, rakiplerinin kendilerinden daha ideal fiyata mamüllerini pazarlıyor olması olarak gösteriliyor. Bildiğiniz üzere Samsung, San Francisco’da düzenlediği faaliyet ile birlikte Galaxy S10 modellerini pazara sürdü.

Galaxy S10 Plus fiyatları
Galaxy S10 modellerinin fiyatlarına şu şekilde bir göz atacak olursak, serinin en tepe modeli olan S10 Plus’ın 7499 TL’den satışa sunulduğunu görmekteyiz. Bunun haricinde S10, 6599 TL‘den satışa sunulurken, serinin giriş modeli olan S10e, 5499 TL‘den alıcısını bekliyor.

Apple cephesindeki fiyatlandırmaya baktığımızda ise, iPhone XS Max‘in 10.799 TL’den satışa sunulduğunu görüyoruz. Bununla birlikte iPhone XS‘i 9.899 TL‘den satışa yayınlayan Apple, iPhone XR‘ı da 7399 TL‘ye pazarlıyor.

Apple Türkiye indirim
Hal bu tür olunca rakipleri arasındaki fiyat farkını düşürmek amacıyla, izlemiş bulunduğu fiyatlandırma stratejisinde bir grup farklılığa gitmeye hazırlanan Apple Türkiye’nin iPhone XS Max‘i 8500 TL standardına kadar düşüreceğini ön görü etmekteyiz.

Böylece, rakipleri ile olan fiyat farkını azaltmayı planyan Apple Türkiye ilaveten Mac, iPad, Apple Watch, AirPods modellerinde de benzer bir indirim programı bekleniyor.