Türkiye’de Mizah

Türkiye’de mizah

Mizah, dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de sözlü bir kültür olarak başlamıştır. Bu sözlü kültürün en yaygın örneği olan fıkralar; bölgelere ve şahıslara göre şekillenmiş, biçimlenmiştir. Fıkraların bir kısmında Türklüğün zekâ inceliklerine rastlanırken bir kısmında kişisel özellikler ön plana çıkmaktadır. Kişisel özellikler denildiğinde de hayat görüşünü en berrak haliyle yansıtan Nasreddin Hoca fıkraları akla gelmektedir.

Yöresel veya bölgesel fıkralar söz konusu olduğunda, Karadeniz fıkraları ilk sırada yer almaktadır. Karadeniz fıkralarını Doğu Anadolu ve Rumeli fıkraları takip eder. Fıkralarda kişilerin genel kabulden farklı özellikleriyle alay edilir, yaşanan olaylara verdikleri ayrı tepkileri ya da şiveleri mübalağa konusu edilir. Büyükşehirlerdeki fıkralar, bazı halk bilmeceleri, tekerlemeler sözlü mizah ürünleri arasında gösterilebilir.

Türk sözlü mizahı demişken, Karagöz ve ortaoyunlarını, meddahı anmadan geçmek olmaz. Halkın yaşayışını en duru haliyle halka anlatan bu oyunlar, sözlü gelenekle birlikte kültürün de taşıyıcısı konumunda bulunmaktadır.

Yazılı mizah ürünlerine bakıldığında ise bu türün Divan Edebiyatı döneminde başladığı görülüyor. “Letaif” olarak adlandırılan kitaplarda, eski mizah yazıları toplanırdı. Eserlerde, güldürücü ve hikmetli- eğlenceli fıkralara yer verilirdi. Divan edebiyatı da mizahi eserleri; hiciv, hezi ve latife olarak üçe ayırırdı. Türk Divan Edebiyatı’nda mizah örneği vermek gerekirse, Fuzuli’nin Şikayetnamesi, Şeyhi’nin Harname’si, Nefi’nin Siham-ı Kaza’sı akıllarda ilk belirenler.

Halk edebiyatına ise mani, taşlama, destan türlerinde mizah oldukça yer etmiştir; bu söyleyişler büyük oranda anonimdir. Tanzimat sonrası ise Ziya Paşa, 20.yüzyılın başlarında da Hüseyin Rahmi, Rıza Tevfik; milli mücadele dönemlerinde ise Neyzen Tevfik mizah konusunda adından söz ettiren başlıca isimlerdir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir